Türkiye siyasal ve sosyal açıdan hızlı bir değişim içerisinde. Geçtiğimiz dönem bir yandan Gezi hareketi gibi milyonlarca insanı gönüllülük, dayanışma ve yaşam alanlarının savunması temelinde sokağa döken toplumsal hareketlere, diğer yandan ise 90 yıllık cumhuriyet tarihinin tabu haline getirdiği en kritik konularda yüzleşme ve demokratikleşme yönünde atılan önemli adımlara tanık olduk. Sivil toplum örgütleri ve sosyal hareketler hiç olmadığı kadar ülkenin siyasi gündemini etkileme ve pozitif anlamdaki değişimlere ön ayak olma potansiyeline sahip. Sokaktaki muhalefet birçok yeni karşılaşma yaratıyor. Sosyal medya ve interaktif iletişim kanallarındaki gelişmelerle birlikte dinamik, yenilikçi ve dünyadaki gelişmelerin organik parçası bir sivil topluma doğru evriliyoruz.

Geçmiş yıllardaki sivil toplum örgütü deneyimlerimizde yaşam alanlarının savunulmasına ve Türkiye’deki hâkim paradigmayı sorgulayan yaklaşımların geliştirilmesine katkı verdik. Yaşam alanlarının savunulması ve Türkiye’nin geçmişiyle bugününe damgasını vuran ayrımcı pratiklerin son bulması, demokrasinin sınırlarının yerelde ve ülke düzeyinde geliştirilmesinden geçiyor.

Türkiye’nin toplumsal ve siyasal hayatına bu yönde etki edebilecek girişimleri oluşturmak, muhalefetin yeni özneleriyle ilişkilenme biçimleri yaratarak mümkün olabilir. Şimdi yenilenme zamanı. Sokağı daha çok dinleyen, katılımcılığı ve gönüllü aktivizmi asli unsur haline getiren yeni bir yapılanmaya ihtiyacımız var.

Temel yaklaşımımız, yürüttüğümüz hak temelli çalışmaları, yurtdışında da bazı örneklerini gördüğümüz gönüllü aktivizmi ile harmanlamak. Bu etkileşimin kendisinin, yeni konseptleri ve yaratıcı fikirleri ortaya çıkaracak zemini oluşturacağına inanıyoruz.